HER NEYSE. Gaz veriyor adamlar demiştim ya, heh. Salıveriyorlar gazı gidiyor. Bizimkilerde bir kalp çarpıntısı, baş dönmesi, ateş basması ve kulaklarda uğultu oluyor. Arada böyle saflığım tutar, ulan acaba bayıltıcı gaz mı verdiler dedim. Ne bayıltması, uçuşa geçirecek gaz vermişler ayol. FBI OPEN UP!
Anaaam, Eyes Wide Shut'a döndü ortalık, kaç kaç kaç!
Bir öpücük atmamıza bakan Francesco tabiri caizse hepten kafayı sıyırıyor, libido kapakları tamamen açılmadan ve iş "How I Met Your Mother"a dönmeden önce herkes herkesin üstündeyken karakterimiz kafasını sağlam tutmaya çabalayıp oğlanı da alıp gitmeye yelteniyor ama bir bakıyoruz ki cüzdan yok! Francesco bize gömülürken arkayı açıkta bırakınca sinsi bebelerden biri gelip çocuğun tüm hayat güvencesini kapıp gidiyor. Bulabilmek için biraz uğraştım, her seçtiğim seçenekte bad ending aldım, en sonunda doğru kombinasyonu bulup Francesco'nun altın kesesini geri aldım (O yüzden de best ending almak için bir daha uğraşmadım.).
Yakamızı bu mekandan kurtardıktan sonra Francesco'yla tekrar ertesi gün başka bir macerada buluşmak üzere sözleşiyoruz. Francesco seke seke giderken biz de "Ulan ben buraya ne için gelmiştim yea?" edalarıyla kaldığımız hana dönüyoruz.
Eveeet, şimdi geldik benim en başta bu oyunu oynamama sebep olan yarime: Cirrus. Kendisi bence tam bir it, ama en azından benim itim. Madem Keir ve Francesco'ya köpek ırkı buldum, buna da bulmam lazım *sad noises*. Aklıma gelirse belki ilerleyen bölümlerde yazarım, çünkü bu kadar sinsi bir köpek ırkı olduğunu sanmıyorum lolz.
Keir'le tanışmamıza neden olan kovalamacaya hiç bulaşmayıp direkt kiliseye sığınırsak Cirrus ile karşılaşmış bulunuyoruz.
"Şey, teşekkürler Peder."
asjfhakjsfjkasd kusura bakmayın yapmak zorundaydım
Dışarıdaki karmaşadan kiliseye sığınıp sığınamayacağımızı sorduğumuzda Cirrus tabii ki de buraya sığınabileceğimizi söylüyor. Ay tanrısının rahip/rahibeleri tüm inananlara "yıldız" olarak sesleniyor, bunu bilmesine rağmen kızımızın hoşuna gidiyor. (Yani, söyleyen Cirrus olunca...)
"Sen biraz alışılmadık bir rahipsin, değil mi?"
Bakın bunun Türkçe meali "sen biraz manyağa benziy10 reis"dir. Haksız deil xd xd :(
E, madem geldin elin boş durmasın, diyerek bizi yanına çağırıyor ve beraber sunakta mum yakıyoruz. Bu sırada Cirrus'a soru bombardımanı yapınca o da haliyle "Cevap vermeden cevap istiyorsun." diyor ve biz de çarşıda gerekli olan anonimlik kartını çekiyoruz. Cirrus'un anonimlik hakkındaki görüşüyse şöyle:
"Bazen bilinmez olarak kalmaya olan kararlılığımız, sonunda çöküşümüze vesile olur."
Çıkar maskeni o gül yüzünü göreyim, diyorsun yani?
Biraz gerilince "Ehehe neyse, anam babam evde beni bekler ocakta yemeğim var daha çamaşır asıp karpuz kesecektim gideyim ben." diyor ve sıvışıyoruz. Cirrus bu sırada bizden adımızı öğreniyor ve bir dahaki sefere öyle sesleneceğini belirtiyor. Hana gidip uyuduktan sonra ertesi gün ay tanrısı kanı aradığımız için tabii ki ay tanrısının kilisesine geri gidiyoruz. Çok mantıklı 10/10 plan, stratejik zeka desen var.
Cirrus saç bakım rutinini paylaş. Cirrus saç buklesi anlamına da geliyormuş.
İçeri girdiğimizde Cirrus'un maskesini çıkarmış bir kadına bir çeşit ayin uyguladığını görüyoruz. Şimdi burada iki seçenek var, ayinle ilgilenebilir veya bana ne diyebilirsiniz. Ben önce bana ne diyerek pek de ilgilenmediğimi Cirrus'a söyledim (olm kesin bad end alcm).
Cirrus'a ay tanrısı kanı aradığımızı söyleyince ortam buz kesiyor, ve neden böyle değerli bir şey aradığımızı merak ediyor. Gö- ee yüzüme sürcem ondan.
"Ah... Anladım." ne gülüyon ln oç ölüyoz burda!1!1!1!!
Adamın fractum anima'dan haberi var tabii ki. Daha önce karşılaşmış, öyle olunca bizde de minik bir umut beliriyor. Ay tanrısı kanı haricinde başka bir yolu daha olduğunu söylüyor. İnanmıyoruz tabii.
"Ben o kadar emin olmazdım. Ay Tanrısı cömert ve mükemmel bir ilahtır."

"Titriyorsun."
Allah'ım bir yerden kırbaç çıkacak şimdi valla çok korkuyorum mom come pick me up I'm scared.
"Tedaviye henüz sahip değilim, fakat sana yardım etmek istiyorum. Ne kadar ışıldadığını ve bunu aşmayı istediğini görüyorum. Hayata karşı böyle bir susamışlığa yüzümü çeviremem."
Allah razı olsun büyük adamsın, sağ ol...
???? HOAYYDAAAAA
Cirrus efendi diyor ki, tanrı kanını şimdi öyle alamayız, zamanında Nexus isminde bir adam alıp analiz ettiydi onun notlarını bulabilirsek içeriği değiştirir yine aynı iyileştirici güce sahip bir iksir yapabiliriz. Nerden bildiğini sorduğumuzda Nexus efendinin bir zamanlar bu kilisedeki başka bir rahip olduğunu öğreniyoruz. Cirrus, "Bugün git, yarın yine gel." diyor. Ay tanrısına dua etmeden de salmıyor. Ertesi gün tıpış tıpış tekrar gidiyoruz...
Ertesi gün içeri girip beklemeye başlıyoruz. On, yirmi, otuz dakika derken baktık gelen giden yok, biraz gezinmeye başlıyoruz ve sesler duyuyoruz. Evet psikopatlığın sesi bildiniz ding ding ding ding! İçerde Cirrus abimiz birine vuruyor, sonra da üzgün olduğunu kanıtlaması için seremoni hançeri veriyor. Bir süre sonra bizi de görüyor. "OCAKTA YEMEĞİM VAR ANAM BABAM MERAK E-" "Hiçbir yere gidemezsin." zort.
"Sanırım gitmeliyim."
"Olduğun yerde kal."
Bir de kapıyı kilitlemez mi... Haydi buyurun.
"Sana biraz terbiye vereceğim. Önemli konuşmaları gizlice dinlemek çok, çok ayıp."
Bundan sonrası artık özgür irade illüzyonlarıyla dolu. Yani, seve seve başına gelecek olan şey gelecek, kaçış yok. Ben zor yolu seçtim, direndim ama sonuç değişmedi. Cirrus zorla insanın hislerini kuvvetlendiren bir iksir içiriyor ve tenimizdeki en ufak dokunuşu bile bin katıyla hissediyoruz. Yere pirinç döküp üstüne diz çökmememizi istiyor ve haliyle o pirinçler iksirin etkisiyle iğne gibi batıyor. Sonra ne dese beğenirsiniz? "Sen mi vurursun ben mi vurayım?"
Ama ben dedim size bir yerden kırbaç çıkacak diye...
Günahlardan arınmadan sonra bu konu hakkında nasıl hissettiğinizi seçebiliyorsunuz, açıkçası bu bdsm işleri pek benlik değil. Ben orda olsam Cirrus'la güreşirdim herhalde. Kızımız tedavi için mecbur dişini sıkıp katlanacağını söylüyor. Daha sonra Cirrus bizimle ilgilenmeye başlıyor ve "Aftercare lazım mı abla?" diyor. Oh ne güzel. Ağzına sıç sıç sonra aftercare. Valla döverim ben bu çocuğu...
Bu arada, atarlı seçenekler seçtiğim için worst ending aldım ama ne olduğunu söyleyip de sürprizi bozmayacağım. Şimdi geri dönüp itaatkar olma vakti.
"Acı seni derinden temizleyecek... baştan aşağıya."
Ve böylelikle en iyi sonu alarak demoyu sonlandırıyoruz. Bu manyaktan çekeceğimiz var...
Açılın, mekanın sahibi geldi! Tavernanın sahibi zengin tüccar Oleander ile tanışın. Kendisine isim takılmasından hoşlanmıyor, ya Oleander diyeceksiniz ya da bu diyardan gideceksiniz! MC'nin lakap takacağı o kadar belli ki...
"Ben Oleander. Keyfini çıkardığın yemek ve müzik bana ait. Bir şey değil."
Mekanın sahibi olarak tabii ki ilgi çeken Oleander müşterileri etrafına toplamış gülüşüyorlar. Biz de sessizce yanaşıp onlara katılınca Oleander bize de sataşıyor ve biz de ağzının payını veriyoruz. O da bizi ilgi ırıspılığıyla suçluyor. Karakterlerimiz birbirleriyle agresifçe flörtleşirken Oleander arkadan bize sarılıyor ve kılıçlı ablanın onayından geçtikten sonra yanına gelebileceğimizi söylüyor. Biz de gidiyoruz tabii. Yine şakalar komikliklerden sonra ay tanrısı kanı istediğimizi söylüyoruz.
"Dur tahmin edeyim. Etrafta gezindin ve kimse kanı satmıyor. Daha da kötüsü, fiyatını asla karşılayamazsın zaten."
Biz de kanı bulması karşılığında onun için çalışabileceğimizi söylüyoruz. Oleander buna karşılık "Ben kaçakçıyım aga bu dağa benden izinsiz kimse girip çıkamaz, kanı bulmadaki en iyi seçeneğin benim." diyor ve bir asistana ihtiyacı olduğunu söylüyor, biz de kabul ediyoruz. Karizmatik Patronum ve Ben (Sekreteri) Wattpad'de okuyabilirsiniz!!!
"Egom senin sayende şımarık bir köpek kadar kocaman ve mutlu."
Oleander'ın övgüye bağımlı bir arkadaş olduğunu görmek zor değil. Karizmatik, zengin ve yakışıklı daha ne olsun Nescafe üçü bir arada valla. İlk işimiz için şıkır şıkır bir kafeye gidiyoruz ve bir de ne görelim, Keir'in route'undan da tanıyacağımız Griff isimli hırsız da burada. Hani bir mezatçıdan çalınacak mal vardı ya? Heh işte o işi Keir'e meğerse Oleander vermiş. Bakalım diğer oğlanlarla da bir şekilde olaylar bağlanacak mı tam oyunda merakla bekliyoruz.
"Bilerek yavaşça eğildi. Gözlerini tam olarak göremiyorum ama kekin etrafında ağzını kapatırken direkt bana baktığı hissini üzerimden atamıyorum."
Kafeye gelmişiz bir şeyler yemeyelim mi? Oleander çay, ben ise kek söyledim. "Azıcık ucundan ver." dediğinde kabul ederseniz ellerinizle yedirebiliyorsunuz. O da bize çayından veriyor tabii ki.

Arkadaşlar valla Keir hariç herkes contayı yakmış burada bu ne libido aga, biri adam kamçılar öbürü tarikat balosuna gider diğeri çatal-kaşık yalar... Neyse dewamke.
Kafeden çıkıp yollarımızı ayırdıktan sonra hana bizim adımıza bir mektup geliyor. Gönderen tabii ki Oleander. Arkadaşlarından birinin bir parti verdiğini ve mektupta yazan işleri akşam yedi olmadan önce halledip partiye gelmemizi söylüyor.
Ay yine mi ya... Gaz vermeseler bari.
Oleander'ın bize verdiği görevler arasında tabii ki kendimize elbise almak da var. Giyinip Oleander'a hava attıktan sonra kolumuza takıp mekana gidiyoruz.
Francesco'yu saran etçil arılar burada da mevcut. Kendimizi bu elit çevreye tanıttıktan sonra etrafta dolanıyoruz. Oleander'ın bu gece bizden tek bir isteği var o da ağzımıza bir yudum bile içki sürmemek. Ben de buna uydum ve sadece tıkındım XD. Köşeye çekilmiş tıkınırken birilerinin "gümüş tozu" -bir çeşit uyuşturucu- hakkında konuştuğunu duyup kulak kabartıyoruz. Bilgiyi aldıktan sonra yanımıza Adonis isimli biri gelip bizimle bayağı bir ilgileniyor. Geri çevirebilirsiniz, ama ben arkadaşça davranıp kartını aldım. Oleander'a gösterdiğimde Adonis'in bir rakip olduğunu da öğrenmiş oldum. Birkaç kez daha farklı karakterler tarafından içki sunuluyor, her seferinde reddettim. Zehirli olduğu belli.
"Buradakilere nasıl dans edildiğini öğretelim." diyen Oleander'ı geri çevirmek tabii ki olmaz. Bu dansla beraber Oleander'a daha da yakınlaşıyoruz, herkes bulduğu yeri tutuyor eheheh. Yalnız bu oyunun CG'leri bayağı iyi, çok beğendim.
"Biliyor musun, minnettar olmalısın. Ben olsaydım seni oldukça yavaş öldürürdüm." Eyes Wide Shut'tan sonra Assassin's Creed sizlerle asjfhajkg.
Partinin sahibi Valentine beyefendiyi Hakk'a kavuşturduktan sonra Oleander da aynı Cirrus gibi "Bundan sonra bana tabisin ehuehuhe." diyor ve böylelikle neutral ending almış bulunuyorum. Best ending nasıldır bilmem ama bulmasını ve tadını çıkarmasını size bırakıyorum.
Toparlamam gerekirse gerek karakterleri olsun, gerek hikayesi olsun Obscura uzun zaman boyunca etkisinden çıkamayacağım oyunlardan birine benziyor. Eğer sağlam yazılırsa RE:H'in kalbimdeki yerini Obscura ile paylaşması gerekebilir.
Gerek sanat tasarımı olsun, gerek CG'leri gerekse müzikleri olsun, kısa süreli bir demoda bile insanı içine çeken ve bitince insanı boşluğa atan bir yapım Obscura. Takipteyiz Rotten Raccoons! (Türkçeye çevirmek için tercüman ararsanız buradayım heheh ;))
Evet bir yazının daha sonuna geldik. Buraya kadar vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Obscura, Twin Coves'dan sonra 2023 için sabırsızlıkla beklediğim oyunlardan biriydi. Sonra Twin Coves'un 2024 sonuna ertelendiğini öğrenip bir yıkılmadım değil ama ne yapalım, oyun kaliteli olsun da. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Ayyy çok güzel bir yazıydı, seslendirir gibi okudum daha da bir keyif aldım. Uzun yazmışsın ama su gibi aktı gitti ha, ellerine aklına parmaklarına sağlık.
YanıtlaSilSenin anlattığın kadarıyla bile ben de bayıldım oyuna, galiba zaten wishlisteme eklettirmiştin ama şimdi bir daha düştüm. Benim kime tav olacağım da biraz biraz belli sanki ehhehehe. Diğer oyunları da okumayı dört gözle bekliyorum! ♥
Vakit bulunca demoyu kesin oynaman lazım! O kadar uzun sürmüyor normalde, ben blog yazısı yazacağım diye not ala ala gidince ancak iki günde ikişer kişiyle bitirdim. Bana oyunu aldıran adam haricinde diğerlerinin de route'larını aşırı merak ettiğim sayılı oyunlardan olabilir. (biri de RE:H idi neler oldu biliyoruz sjkdghskhjgd)
Sil