Minik Kedicik
Bugün işten döndüğümde markete giderken kaldırımın üstünde yatan minik bir kedi gördüm, güneşteydi. Hava da sıcaktı. Hızlı adımlarla fırladım yanına, baygın mıydı yoksa havale mi geçiyordu sıcaktan görmek için. Sonra minicik bedeninde dolanan yeşil şişe sineklerini görünce (lucilla sericata) hayvancığın ölmüş olduğunu anladım. Ağzına, yüzüne, boğazına baktım özellikle biri mi boğdu bir şey mi yaptı diye, herhangi bir iz göremedim. Bizim mahalle kedi bakan bir mahalle, ama olur ya belki dışardan biri gelmiştir diye kontrol ettim yine de. Araba çarmış da olamazdı çünkü vücut bütünlüğü yerindeydi.
Kendini sevdirmezdi ama dışarı çıkarken bahçenin önünde oturur bana bakardı ben de ona laf atardım. Çocukluğa yeni girmiş bir tekirdi, kız çocuğuydu. Hem üzüldüm, hem öfkelendim; o an yine ölümden ne kadar tiksindiğimi ve nefret ettiğimi hatırladım. Sonra konuştu içimdeki ses, "Ölüm olmasa o çok sevdiğin kebabı da yiyemezdin, ataların da yiyemezdi; gelişemezdiniz. Sonra otlar da yenemezdi, kimse ve hiçbir canlı ölmez, kanserli hücreler çoğala çoğala Last of Us zombisi gibi dolanırdınız ölemediğiniz için de, böyle tümörlü tümörlü." doğru diyordu evet, bu evrende canlı cansız her şey yok olmaya tabiydi. Entropi yasası sürekli devrede, farkındayım. Ama daha yetişkin bile olamamış minicik sevdiğim bir kediciğe bakarken konuşacak sırayı mı buldun Allah aşkına, dedim kendi diğer tarafıma. Sus. Sus da yasımı yaşayayım. Belki de savunma mekanizmamdı bu konuşan, iyice içime oturmasın diye.
Öleli bir-iki, bilemedin üç saat anca olmuştu. Hala pofuduk ve şirindi, her ne kadar gözleri boş da olsa. O an yine isyan ettim, şu çalışma saatleri bu kadar uzun olmak zorunda mıydı? Kim akşama kadar iş yapıyor Allah aşkına? Çoğumuz işlerimizi bitirip boş boş orda burda, internette dolanmıyor mu? Ne gerek vardı ömrümüzden bu kadar vakti o işlere vermeye? Daha erken bitseydi, çıksaydık belki de yetişirdim bu yavruya. Yardım ederdim, müdahale ederdim, kurtarırdım onu. Ama yok, o mesai akşama kadar olmak zorunda... Hoş, daha esnek bir mesleğim olsa belki yine o gün işte olduğum bir ana denk gelecekti. Buradan da alın kelebek etkisi, olasılıklar, kader, ve daha nice konuyu irdelemeye başlayın işte.
Vakitsiz giden her can için bu sitemim. Genç, çocuk, hayvan-insan fark etmiyor. Hoş, neye göre kime göre vakitsiz? Kimse ölmek istemez. İsteyen bile istemiyor, hayatının iyileşmesini istiyor, canını sıkan şeylerin yok olmasını istiyor; kendinin değil. Yeri geliyor insanlar da böcekler gibi ezilip ölüyor. Bu kadar tatsız olmak zorunda mıydı yaşamın sonu? Renklerin solması, kokuların bozulması, kasların gevşeyip lime lime dökülmesi, içindekilerin dışına çıkması... Her ne kadar ölümü görsem de bilsem de hayat boyu sadece yaşamayı bildim ben. Ölmek nasıl bir şey öğrenemeyeceğim, sen de öğrenemeyeceksin. Çünkü çoktan ölmüş olacaksın. Bu internet sitesi, bu yazı, bu serverlar kalırsa bir gün; deşifre ederlerse yazdıklarımı o zaman haberdar olur birileri kim bilir iki bin yıl sonra. Olsun be minnoşum, ben seni ölene kadar hatırlayacağım merak etme.
Var olup ölmek hiç var olmamaktan daha iyi değil mi sonuçta? Yoksa seni kim anlatacaktı...
Yorumlar
Yorum Gönder